beylikdüzü escort

Yola Çık Arkadaşım

“Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapıyı çalana kapı açılır.”

Öncelikle turistik bir gezi yazısı değil o yüzden sayfayı aşağıya kaydırıp fotoğraf aramayın boşuna. Ve evet fotoğraf çekmek işim olsa da bu öyle bir durum değil. Burada nasıl görünüyorsam gittiğim yerden döndüğümde de fiziksel bir değişiklik yaşamadan döndüm. Gördüklerim de zaten orada duruyor. Bu kadar uzun neden bahsediyor olabilir diye düşünenlere de kısa cevabım kendi içime yaptığım yeni yolculuk diyebilirim sadece.

Daha çocukken aldığım saçma bir Amiga oyunu vardı. Arkadaşıma gidip oynuyordum. O Amiga ben Commadore almıştım çünkü. Grafikler falan dandikti gerçi ama o döneme göre güzeldi. Ama zaten muhteşem grafiklere ihtiyacım yoktu. Saatlerce ekranın başından kalkmazdım. Harley’in motor üstünde yol yapma oyunuydu. O kadar yani. Motorunu seçip yola çıkıyorsun tek başına. Ne birini kovalıyorsun ne de biri seni kovalıyor. Tek başına Amerika otoyollarında motor sürüyorsun. İşin görünen kısmı buyken çocukların iç dünyasında neler yaşadıkları, o yollarda kimlerle karşılaştıklarını siz tahmin edersiniz eğer benim yaşıma yakınsanız. Hayal kurmak önemliydi o zamanlar. Şimdi ki gibi kariyer parapul veya evli çocuklu basmakalıp hayaller değildi. Çocuklar geleceklerini basit soru-cevaplarla planlanırdı o zamanlar. Yavrum büyüyünce ne olacaksın sorusunun cevabı bi o kadar da basitti. Kızılderili

İşte saatlerce ekranın başından kalkmadığım oyun bu kadar basit görünüyordu. Oysa 36 yaşıma geldiğimde ilk kez bilmediğim bir ülkede bilmediğim yollarda motorumu tek başıma sürdüğümde, kendimi zaman makinesinde hissettim. Geçtiğim her santimde kahkahalar atan sadece şimdiki ben değil, o 11 yaşındaki çocuktu belli ki. Ve anlaşılan o çocuk yine peşime takılıp geldi.

Bulgar sınırını geçtiğim andan itibaren uzaklaştığım, benim sevdiklerim ve karşılığında beni sevenlerin yerini yollardaki doğa aldı. Sanki benim içimdeki coşkuyu bana gösteriyordu. Yeşilin yüzlerce tonu içinde kendilerini göstermek için uzadıkça uzayan gelincikler, yollara çıkıp beni kucaklamaya çalışan çimenler otlar… İşte uzun zamandır aradığım kucaklaşma belli ki buydu. Etrafımı saran doğa ve belli ki yaptığı yaramazlıkların cezasını çekmek için tek ayak üstünde yuvasında etrafı gözleyen leylekler.

Bahar mevsimi içimdeki soğuk kışı delercesine ciğerlerime doldu. Yaşanan onca şeyden kederlenmemek mümkün değilken, toprağa erkenden geri verdiklerimizin arkasından içimiz burkulurken, insanlığın aç gözlülüğü yüzünden yanıbaşımızdaki kardeşimizin babası gibi bir çoğunu toprağın altına, kara elmas (elmas di mi bize öyle öğrettiler) çıkartmaya gönderirken ve kimilerini geri alamazken yine de baharı karşılamak hüzünlü geliyor.

Biz senelerce onların teriyle ısındık da ne oldu? Okul kitaplarında okuduk şanlı destanlarımızıeşsiz doğamızızengin yeraltı kaynaklarımızı. O kitaplarda ne kurumuş kan lekesi gördük ne de sayfaları kömür ocaklarının zehirli havası bürümüştü. Gittiğim yerde de yoksulluk var, bizim halk kahramanlarımız gibi onların da kahramanları var. Hristo Botev var genç yaşta toprağa verdikleri. Mesela Nazım var geç tanıyıp sahip çıktıkları. Lütuf gibi verdi kendi devlet büyüklerimiz Nazım’ı geri de ne oldu. Varna’dan İstanbul’a çıkan gemiyi seven, onu sırf İstanbul’a gelecek diye boğazında düğümlenen keder ile yolcu eden Nazım bile yoktu okul kitaplarımızda. Kimin daha çok sevdiğini tartışıp durduk ülkeyi…

Bir sınır… Buraya 265 km uzakta… Sonrasında arkadaşım daha çok soru işareti var kafanda. Arkadan yaklaştığın neredeyse her arabanın kenara çekilip yol vermesini mi anlatayım, insan hayatına değer verilerek rant peşinde koşmadan inşa edilen yolları mı anlatayım, her sabah şehirde sokağa fırlayan yüzlerce kadının yerleri süpürmesini mi anlatayım? Sadece şehirde de değil. Geçtiğim her köylerde kadınlar evlerinin önünü süpürüp sabah sohbetlerini ediyorlar. Evin erkekleri ya işte ya da ülke dışında işte. Zor ve yoksul hayat da değil. Onların şartları da zor ama en azından sosyal hayat normal. Olması gerektiği gibi. Yani buradaki gibi değil ne yazık ki. Bizde anormal maalesef.

Sabah kahveni aldığın bakkal da sana gülüyor ve iyi günler diliyor, benzincideki kadın da enerji versin diye bisküvi de ister misin diyor. Satmak için değil, senin için. Evet parayla alıyorsun ama satmak için değil işte… Nasıl anlatılır bilemiyorum. Gözlerinden okuman lazım.

Ben de onların normal hayatına uyum sağladım çabucak, 15 dakika boyunca bir otobüsü takip ettim. Geçişe elverişli yerlerde karşı şerit dolu diye sakince otobüsün arkasından takip ettim. Ne sinirlendim ne de yasak yerde geçtim. Biliyorum ki o otobüsü tehlikeli ve kurallar haricinde geçsem plakamdaki 34 yüzünden basacaklardı küfürü belki de. Ben Türkiye’de azınlıkta kalanları temsil ettim elimden geldiğince.

Sakın bunları okuyup oralara yerleşmeyi oraları da Türkiyelileştirmeyi düşünmeyin. Onlar iyi öyle. Bizim gibi köprü olmuşlar doğu bloğu ile Avrupa arasında. Ama hem doğunun hem batının iyi yanlarını almışlar. Maalesef bizim gibi en vahşi kapitalizm de değil aldıkları. Zaten bizdeki doğu da doğu bloğu değil ya hadi neyse.

Bir yolculuk elbette bunları öğretmedi bana. Sadece yolda düşündüklerimin bir kısmını olsun aktarmak istedim. Diğerleri mi? Eeee onlar da beni Varna’da bekleyen ile benim aramda.

Yola çık arkadaşım nereye sürdüğün ne kadar sürdüğün önemli değil. Kendini düşün etrafındaki dünyayı keşfet. Ne kendine ne de dünyaya haksızlık etme. Eninde sonunda elinde kalan bu yolculuklar ve hayatına kattığın insanlar olacak.

Ama hem gittiğin yeri hem de ne aradığını iyi bil.

Hadi bir de alıntı yapayım “Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapıyı çalana kapı açılır.”

About Hristo Botev

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Dubai escort porno izle sex hikayeleri seks hikayeleri seks izle paply.org

Sperrmüll wohnungsauflösung