beylikdüzü escort

Evde Denenmemesi Gereken 320 Km

22 Nisan, sabah saat 11, dersteyim… Hocaya bayılıyor olabilirim ama konu pek açmadı, ben en iyisi dersten sonra biraz motor süreyim; dedim. 320 km kadar… Hava durumuna baktım, baktım da ne değişti? O halde, kelimeye dökebileceğimden hiç mi hiç emin olmadığım, Ankara-Kayseri arası yaptığım yolculuğu örnekten ziyade ibret olsun diye yazmaya başlayabilirim.

Yani daha temmuzda birkaç aylık motor tecrübemle, -yanlışlıkla- girdiğim –Kocaeli-İstanbul- korku tünelinden canlı çıkmışım, tüm yaz E5’de kamyon ve tırcıklarla kanka olmuşum. Rüzgarlı köprülerde devrilmemiş, ortamın ruhuna ayak uydurmuşum. Düz yolda daha feci ne olabilir? Di ki? Diye sordum. Olmaz demedim, sadece sordum! Aklımda alternatif bir cevap; köpekler. Ona da önlemimi aldım köpek kovucu cihazı motora taktım içim rahat rahat gidebilirim artık.

  Pek Feci Olmayan İlk Kısım

Motoru yükledim, kayak pantolonu+polar üst+ rüzgar kesici ceket+ kevlar/elyaf uzunmont+korumalardan oluşan ekibi üstüme geçirdim. Lalalalaaayy, oleeyy gidiyoruz! Üzerine kırmızı çizgi çekilmiş Ankara tabelasını da gördük cidden gidiyoruz. Otobüsle bu yollardan kaç yüz kere geçtim ama sanki yol aynı yol değil. Daha güzel, daha ferah, daha sakin… Derken kar yağmaya başladı, o ara geri mi dönsem diye saliselik bir vehme kapıldım; kapılmamla (evimin bulunduğu) Çankaya tabelasını görmem bir oldu. Lakin diğer tabelada Kırıkkale yazıyordu, caymadım. Zaten Nisan’da yağan kar ne kadar sürebilirdi?…

Al sana gazlayacak yol Dilara, hem de boş! Nkarayollarina_tabela_tepkisi_h61173eredeyse bomboş. Keşke daha hızlı gitsen Eminciğim. 100-110 civarı hızla seyrediyoruz. Vücudum ve başımla beraber eğilip rüzgarla temas yüzeyimi azaltırsam daha hızlanabilirim diyerek eğilerek gitmeyi de denedim, sonuç fena değil. Hem göğsünüze çarpan rüzgar da azalıyor. 120’yi ilk defa geçtim. Motorun benzini lıkır lıkır içtiğini bilerek geçtim hem de… 80-110 arası devam ederek bu şekilde gidersem molalarla birlikte akşam 10:30 gibi varacağım gibi duruyordu.

Yolculuğun ilk kısmında hava şartları pek de fena sayılmazken pekişen tecrübelerimi söyle bir sıralayayım.

*Rüzgar sesini engelleyen, kulak tıkacım olmasaydı, o güzel manzaralara rağmen yol işkence olurdu.
*İnsanlar tişörtle gezerken, kat kat giyinip motor sürsem bile üşüyebilirim.
* Eldiven oldukça hayati; baş parmağım dışarıda kalacak şekilde, üzerine yün çorap geçmek ısı için çözüm olsa bile, pek rahat değil.
*Yol üzerinde kaç km arayla benzin istasyonu olduğunu bilmiyorsanız, işin stresine hiç girmeyin yanınıza şişeyle benzin alın.
*Depo kapağının üzerinde yükünüz varsa kolayca indirilip, kolayca takılabilecek dizaynlar işinizi kolaylaştırabilir. Bu sefer sadece iki çengelli lastik ve bir ip ile valizi sabitleyebildiğim için mutluyum.
*Motosikletin saatinin pili bitmişse umursayın.

Esasen yola çıkarken aklımda şöyle bir B planı vardı, Kırıkkale yahut Kırşehir’e vardığımda Kayseri’ye kadar devam etmek istemezsem oradaki tanıdıklara gidecek ve sabah devam edecektim. Ama birine vardığımda diğerine varma isteğim ağır bastı. Kalan kilometrelerin sonundaki 0 rakamını sildim ve 10’dan geriye saydığımı düşenerek devam ettim.

   -Küçük bir parantez- “pofuduk motosiklet eldivenleri”

İlk molamı Kırşehir Kırıkkale arasında verdiğimde ellerimin rengi soğuktan değişmişti. Soğuktan koruyan eldivenleri gaz hassasiyetini engellediği için pek tercih etmesek de, ellerimizin soğuktan uyuşması aynı hatta daha feci sonuçlanacağı için bence uzun ve soğuk yollarda daha iyi bir fikir, en azından yanınıza ikisini de alın.

 İkinci Pek Feci kısım “Kendinizi Şaşırtın !”

 Evet şimdi kendimi ve insan psikolojisini felsefi olarak ciddi ciddi sorguladığım esas bölüme geçebiliriz.

Zifiri karanlıkta defalarca şehirler arası yol yapmışlığım vardı, Kayseri’ye ise 130 km. İki argüman birleşince “80 – 90 dk sonra evd11015670_402898649892600_1973205667_neyim inşallah” diye düşünerek Kırşehir’de yolculuğu sonlandırmaktan vazgeçtim. 20 km sonra evdeki hesabın çarşıya uymadığının sinyalleri gelmeye başladı. Tekrar kar yağmaya başladı, halbuki hava durumunda karla karışık yağmur gösteriyordu. Yağmur felan yoktu; kar, bildiğiniz lapa lapa yağıyordu.

İnsana her derdini unutturacak başka bir dert varmış evet. Hava karanlıkmış, üşümüşüm (donmuşum), kar yağıyormuş mesele bunlar değildi. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağarken yaptığım yolların tecrübeleri bir yere kadarmış. Kar bir başkaymış. Yol üzerindeki ağaçların üzeri tamamen karla kaplanmıştı. Vizörüm ne yapsın? Vizörde (kask camı) biriken karı sürekli temizlemek zorundasınız. En geç 7-8 saniyede bir.. Bu durumda gidonu da bırakmak zorundasınız ve doğal olarak yavaşlamak durumundasınız.

Gerçekten Nisan’da mıyız? Artık vücudumu hissetmiyorum, 3. derece donuk diye de bir şey var mı? O ses titreyen bacaklarımdan mı yoksa çenemden mi geliyor? Ben şu an ne yapıyorum? Buralarda bir yerde mola verecek bir yer yok mu? Kafamda nice deli sorular…

20150422_223831
Mucur’da ısınmak bir başka güzel şimdi

40 km yolu 1 saatte geldikten sonra mola verecek bir tesis buldum -Rabbim o sığınağı işletenlerden ebeden razı olsun-  saat 10:30.Daha 90 km var, motoru bırakıp otobüse binsem, motor çalınabilir ,-eğer canlı halde ve kaza yapmadan eve varırsam- bir de gelip alması var. Beklesem , hava durumu; gece 2’ye kadar -bu civarda- kar durmayacak diyor. 20 dk kadar kalorifere yapışık halde tüm vücudumu ısıttıktan sonra, tekrar yola koyuldum.

Benzin almam lazım, benzin almak için durduğumda vizörde oluşan buğuyu, eriyen karlardan ötürü içeri giren damlaları temizlemem lazım vs vs.. Bir de benzinlik diye durduğum 2 yer benzin satmıyorsa bunu 3 defa yapmam lazım. Delirdiğimi düşünen benzinlikçi amcalara aldırış etmeden devam etmem lazım. Durmak yok, işte benim devam etmem lazım.

Yün çorap ve kar…
Tabela Kayseri 80 km diyor, kar daha da fazla yağıyor, vizöru elime geçirdiğim yün çorapla temizliyorum, aralıklar 5-6 saniyeye indi. Ne mutlu bana, ya o çorabı yanıma almasaydım halim nice olurdu. Di mi? =) Dırırırınnn; bölünmemiş yola hoş geldin Dilara, size de merhaba ters yönden gelen tırcıklar, sana da merhaba tırcıklarla hayatıma tekrar giren çetin türbülans ve sana da merhaba ışıksız yol ve en çok size merhaba karşıdan gelip görüşümü sıfırlayan farlar… “Ben normal miyim?” dedim. “Yok canım hava bozuk gidiyoruz işte” dedi daha içten biri. Devam ettik.

Bölünmüş yola geçtiğimde yaşadığım sevinci anlatamam. Kimsecikler de yok. Motorum olmasa burada aklımı kaçırabilirim. Neyse… Tek görebildiğim şey yoldaki şeritler. Abartmıyorum, sadece ve sadece şeritler ve kar. “Kör’ü kör’üne motor sürmek” buymuş, siz yapmayın, benim de tekrar yapmaya niyetim yok. Yön kavramım o kadar çıkmaz bir durumdaymış ki gözümü karartıp yol ıslak ve buzluyken normalden 6 kat kaygan olan yol şeritlerinin üzerinden gittiğimi daha sonra fark ettim.

Bir parantez daha ” Görmek ya da görememek, işte tüm mesele bu.”

 “Siz yapmayın dedim ama diyelim ki benim durumuma düştünüz. Başınızı dik tutun. Yıkılmadım ayaktayım imajı vermek için değil. Kendi farınızdan gelen ışığa kaskın çene kısmının siper olması ve yolu görebilmeniz için. Yol derken, evet sadece şeritleri görebilmekten bahsediyorum başka bir şey değil.

karlı
Kar tanelerine bir de böyle bakın.

Kayseri 60 km, 40 km.. Az kaldı. Sanki motoru başkası sürüyormuş ve ben sadece oturuyormuşum gibi hissediyorum. Bir de vizörden görünen manzara yandaki gibi olduğu için uzay gemisindeymişim gibi hissediyorum. Arada bir tekrar geliyorlar. Ben normal miyim? Arkadan ve içten gene bir ses yetişiyor, gidiyoruz işte ne var..

Ve fark ediyorum, insanın tek başına kaldığında yapabilecekleri, şartlar elverişliyken yapabileceklerini düşündüğünün çok ötesinde. İş neye konsantire olduğunuzla alakalı, iliklerinize işleyen soğuğu, yolu görmeye çalışırken hissetmeyebiliyormuşsunuz. Kızgın demir üzerinde yürüyenlerle ortak bir noktada buluşacağım aklıma daha önce gelmemişti. Ve dahası, yollar ara ara ışıklandığında mutlu olduğumu fark ettim. Yollar hep ışıklı olsa böyle mutlu olamazdım. Mutluluktan bahsediyorum evet. Diyorum ya zorlu olduğu kadar felsefik bir yolculuktu. İnsan alıştığı şeyi nimetten saymıyormuş, şükretmek için belalar kilometre taşlarımızmış.

Kayseri 20 km.. 12 dk sonra Kayseri’deyim, delirmiş olmalıyım ıslak yolda 100 ile gidiyorum. Vardım. Vardığımda ben eski ben değildim. Saat 12:30. Benden Sindirella felan olmaz. Şehir Merkezi’ne geldiğimde anne olanların, “onu kucağına aldığında tüm acılarını unutuyorsun” derken nasıl bir hal içinde olduklarını biraz biraz anladım.

20150423_003352_LLS
Kayseri Meydanı

Bir hatıra fotografını hak etti bu yolculuk. Ama polisler bunu nerden bilsin? Kimliğimi geri vermeleri için, acele etmelerini söylediğimde “Hava soğuk değil ki bak ben böyle duruyorum” diyecek kadar motordan ve yollardan bi haber olmalarına aldırmadan eve vardım.

Anneme motorla geleceğimi söylememiştim. O da rengimin ne kadar mor olduğunu söylemekten, kızgınlık içeren herhangi bir beyanda bulunmaya fırsat bulamadı sanırım. Sıcak su tulumuyla yatağa uzandığımda hala motor üzerinde gidiyormuşum gibi geliyordu. Varmış mıydım cidden? Yoksa yolculuk devam mı ediyor?…

Ve Sonuç
1) Ekipmanınız çok,çok, çok önemli!
2) Hava durumuna bakarken gördüğünüz o sevimli kar tanelerini ve yağmur damlalarını kale alın. Ekranda durduğu gibi durmuyor.
3) Yola erken çıkın, varış saatinize her 150 km için en az 30-40 dkk hata payı koyun.
4) Bu motor işine sevmeyen hiç bulaşmasın. Sevmeyen için çileden başka bir şey olmaz.
5) Daha ne olabilir ki, sorusunu olmaz mantığıyla sormayın. Bakın oldu.
6) Bir daha olsa bir daha yaparım, ama bir saat erken çıkıp yaparım.
7) Annem, nasıl yüreği geniş, kendim olmama izin veren ufuk sahibi ve aynı zamanda en ince detayına kadar ilgili bir insan numunesi imiş hayretle izliyorum. Çok fazla nasipliyim, maşallah. =)
8) Motorumu daha çok seviyorum, aramızdaki bağ güçlendi. Siz hiç birinin elini günde 6 saatten fazla tuttunuz mu? Ben onun gidonunu tutarken, o da benim elimi tuttu; hem de kötü günde!
9) Dünya turuna çıkabileceğime kanaat ettim.

Evet bu da böyle bir tecrübe oldu, ne derdin vardı da otobüse binmedin diyenlere ben de Üstat misali derim ki; “bu yolculuğa bir derece his ve zevk karışmış. His ve zevkin coşkunlukları ise aklın düsturlarını, fikrin mizanlarını çok dinlemediklerinden ve müracat etmediklerinden bu yolculuğum mantık mizanları ile tartılmamalı.”

Tüm macera bir yana, başka mühim bir sonuç vardı. Eve varmıştım, daha doğrusu varacak bir evim vardı. Peki ya 12olmayanlar, soğuktan donan, yiyecek ekmeği zor bulan insanlar? Onları ne kadar önemsiyordum, önemsiyorduk? Önemsiyorsak neden hala ihtiyaç sahibiydiler? Bunu keyfime diyecek yokken düşünmekle, üşürken idrak etmeye çalışmak apayrıydı. Eğer kendimi insandan sayıyorsam, -en azından- keyfi bir gezi için harcayacabileceğim(iz) benzin parasını, bir ihtiyaç sahibiyle paylaşmalıydım, paylaşmalıydık.(*) Ve belki sırf bunu hatırlamam için takdiri-ilahi ile şu Nisan ayında böyle bir soğuğa maruz kaldım.  Payıma düşen en büyük ibret işte bu oldu.

 kimse-yokmuHoşça kalın 😉

(*) Ertelemeden, ötelemeden; en iyisi, hemen şimdi sahip çıkmalı! =) Bağış

En Yeni Motosiklet Modelleri İçin Tıklayın!
Dikkat: www.MotoEtkinlik.com adresinde yayınlanan yazınların telif hakları MotoEtkinlik.com’a aittir! Bu yazınların izinsiz ve kaynak: www.motoetkinlik.com şeklinde belirtilmeden kullanılması yasaktır!
Yarış Dünyasından Son Haberler için Tıklayın!

About Dilara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Dubai escort porno izle sex hikayeleri seks hikayeleri seks izle paply.org

Sperrmüll wohnungsauflösung